Tiyatro yaşamın aynasıdır... Ana Sayfa
Forum Anasayfası Forum Anasayfası >4- SİZE ÖZEL >R.Sinan AKBAŞAK Yazıları
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  SSS SSS  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Yüzme Bilmeyen Başkan

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
Mesaj
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
terapist Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1806
  Alıntı terapist Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Yüzme Bilmeyen Başkan
    Gönderim Zamanı: 01.Ocak.2010 Saat 16:42
01 Ocak 2010
Gazetebeykoz da yayınlanan yazım

Yüzme Bilmeyen Başkan

Mektep medrese görmüş bir aileden geliyorum. Dolayısı ile okul öncesi, hem de hayli çok öncesi okuma yazma öğrenip bizi kitaplarla tanıştıran babam rahmetlinin Türk aile yapısı karşılığı “kesin sesinizi oturun”  yerine kullandığı cümle; “Alın elinize bir kitap oturun” du. Yani hayatımıza okumak çok erken girdi, yazmak ise daha sonraları. Öğrencilik yıllarımda hep en iyi yazanların arasındaydım. Bunun altında çok okumak yatabilir; ama yazmayı seviyorum. Kelimeler… Binlercesi önümde dans ediyor ve beni al, beni al diye yalvarıyorlar. Süslü, zengin, zarif, güçlü, zayıf, her türlüsü. Seçmek, yan yana getirmek... Kelimelerin senfonisini ortaya çıkarmak… Huzur ve dinginlik veren bir senfoniyi oluşturmak hep isteğim oldu. Kelimeler ya da sözler…  Hep verse, katsa, geliştirse, gülümsetse ne olur? Ne mi olur?  Güzel olur elbette…  Ama galiba hep böyle olmuyor. Bazen kulak tırmalayan, kakofoniler oluşuyor. Galiba kelimeler tam anlamıyla kontrolümüzde değil. Biz seçip yan yana koymaya, yani senfoni oluşturmaya çalışırken yaşananlar ya da yaşanmışlıklar kontrolü ele alarak yönü karamsarlığa doğru döndürüyor.

Acaba kelimeleri silah olarak mı kullanıyoruz? Birbirimizin kafasına taş atamayınca kelimeleri mi kullanıyoruz? Bilmediğimiz konuları bilir gibi yapıp hatta bizim olmayana sarılıp bizimmiş gibi yaparak ahkâm kesmek, bükemediğimiz eli öpmek yerine uzaktan kahramanlık yapıp ve maalesef çamur da atarak kendimizi mutlu hissedebilmek mümkün mü? Gazeteler savaş alanına dönmedi mi? Köşelerde kişisel hesaplaşmalar yapılmaya, haberlerde; incitecek, doğruluğu irdelenmemiş, sadece duyulmuş konular geçit yapmaya, beş kişinin düşüncesi “halk böyle istiyor” şeklinde sunulmaya başlanmadı mı? Düşmanımın düşmanı dostumdur, ya da düşmanım söylüyorsa doğru olamaz, dostum söylüyorsa yanlış olamaz gibi tuhaf, anlaşılmaz kavramlar yaşam felsefesi olup, konuşmayı sınırsız hak olarak kullananlarımız, yazanlar için; az yazarlarsa daha iyi olur demediler mi?

Acaba kelimeler ‘söz’e dönüşüp söyleyemediklerimizi başkalarının ağzından söylememize olanak verdiği için haksızlığa uğramış sayılmazlar mı? Benim için önemli değil, istemem ama sayın başkan için yapmalıydınız cümlesi, başkanın bundan haberi bile yok bahaneyle ben istediklerimi anlatıyorum anlasanıza demek, ben asla hediye istemem ama geleneklerimizde vardır, aslanım alsanıza, versenize demek değil mi?

Suyun boğazdan akarsa hayat, sel olursa ölüm olduğunu anlatabilen, saçımızı “zülfün teli-başın kılı” şeklinde zarafete götürüp kabalığa getirebilen, şu kısa boylu hanım yerine, şu alçak karı  (yaşanmışım) ya dönüşebilen kelimeler; Yunus üstadın “Söz ola kese savaşı”,“Söz ola kestire başı” müthiş anlatımıyla ders verebilen, “Konuşmasını biliyorsan konuş; ilim, irfan alsınlar… Bilmiyorsan sus; adam sansınlar” halk sözünde mizahi ama tam yerinde bir örnek vermiyorlar mı?

Kelimeler elimizde, söz hakkımız diyerek inceleyip araştırmadan ya da insaf etmeden kullanmak onları tam olarak silah yapar. İncitir, acıtır, kırar. Gülümseten kelime ağlatan olur… Bakın aklıma geliveren bir minik anlatım olacak size, dinlerseniz… Bu anlatı aklıma gelince yazımın başlığını da değiştirerek şimdi okuduğunuz hale getirdim.

Ülkenin birinde oldukça başarılı işler yapan, her yönüyle de iyi bir insan olan ama bir türlü takdir edilmeyen bir başkan varmış. Okul açar, bize ibadethane lazım denir, onu açar, okulumuz nerede ile karşılaşır, kütüphane açar, bize işyeri lazım denilir… Park yapar, yazık bu çiçeklere verilen paraya söylenir, sinemaya gider tiyatroya gitmiyor, tiyatroya gitse hani nerede türkülerimiz şarkılarımız, eleştirilerinden bıkmış usanmış ve son bir şey denemeye karar vermiş. Ülkenin en meşhur aynı zamanda en güzel yeri olan göl kenarında halkını ve basın mensuplarını toplamış minik bir konuşma yapmış ve bakın öyle bir şey yapacağım ki hayran kalıp söyleyecek söz bulamayacaksınız, demiş... Ayakkabılarını sonra çoraplarını çıkarıp, paçalarını da sıvamış… Şaşkın bakışlar arasında suyun üzerinde yüz metre kadar yürüyüp dönmüş ve durmuş. Görüyorsunuz ya, dercesine bir bakıştan sonra yine yürüyerek geri dönmüş, çoraplarını, ayakkabılarını giymiş ve hiçbir şey söylemeden uzaklaşmış. Ertesi gün gazeteler şöyle bir başlıkla çıkmış… “Koskoca Başkan yüzme bile bilmiyor”…

Amacım kimseyi eleştirmek değil, sadece yaptıklarımıza bir göz atıp, biraz daha düşünelim istedim. Herkesin istediğini yazmaya, istediğini söylemeye, gazete dergi çıkartıp, şiir kitabı bastırmaya, oyun yazıp sahnelemeye hakkı var… Ama dostlar insaf denilen de bir kavram var. Lütfen bu kavramı hayatımızdan uzak tutmadan yapalım tüm yapmaya hakkımız olanları…

Söyleyecek sözünüz, yazacak mürekkebiniz (tıklayacak tuşlarınız) sahneleyecek oyunlarınız ve sahneleriniz, okunacak şarkılarınız ve türküleriniz hep olsun.

Gülümsetme arzunuz, yaşama heyecanınız hiç bitmesin.

 

R.Sinan Akbaşak
sinan@tiyatroterapi.com


www.gazetebeykoz.com



Düzenleyen terapist - 01.Ocak.2010 Saat 16:44
Yukarı Dön
Misafir Açılır Kutu Gör
Misafir
Misafir
  Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 01.Ocak.2010 Saat 19:12
Hep beraber yaşanacak yıllarımız var. Gelecek yıllarda sizden çok şey öğreneceğiz Hocam. ClapClap  
Yukarı Dön
karabayirao Açılır Kutu Gör
Yeni Üye
Yeni Üye


Kayıt Tarihi: 30.Ekim.2009
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1
  Alıntı karabayirao Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 02.Ocak.2010 Saat 12:25

Hayatımı değiştiren ve meslek hayatımda bana yardımcı olan değerli öğretmenime sevgilerimi ve saygılarımı gönderiyorum. Yazılarını zevkle okuyorum

Ali Osman Karabayır

elk. müh.

Yukarı Dön
terapist Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1806
  Alıntı terapist Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 02.Ocak.2010 Saat 19:24
AliOsman seni burada görmek ne kadar güzel... sevindim.
Yukarı Dön
M.Yavrutürk Açılır Kutu Gör
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 12.Haziran.2009
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 34
  Alıntı M.Yavrutürk Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.Ocak.2010 Saat 15:55
Gönül ister ki insanlar birbirlerine ne taşla, ne de başka birşeyle saldırmasınlar.Ama ille de birşeyler atacaklarsa, taş yerine "kelimeleri" kullanmaları ehven-i şerdir.Belli bir seviyeyi koruyarak tabii ki.O.Velinin "Ağaca bir taş attım" şiirindeki gibi.Malumunuz "Barika-i hakikat,müsademe-i efkardan doğar".Bunun ne demek olduğunu bilenler bilir,bilmeyenler de araştırıp öğrensin.Ki akılda kalıcı olsun.
Yukarı Dön
mgerdan Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici


Kayıt Tarihi: 15.Eylül.2008
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 267
  Alıntı mgerdan Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 04.Ocak.2010 Saat 23:13

Güzel bir kelam-ı kibar,teşekkürler...

Herkes aynı düşünseydi zaten ne yapabilirdik ki sıkıcı bir dünya olurdu...Beyin fırtınası dedikleri,fikirlerin belirtilip yoğrulmasıyla oluşan paylaşımlar her zaman daha etkindir.

Yukarı Dön
terapist Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1806
  Alıntı terapist Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 05.Ocak.2010 Saat 00:02
Vatandaş Türkçe konuş...
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50 [Free Express Edition]
Copyright ©2001-2008 Web Wiz

Bu Sayfa 0,570 Saniyede Yüklendi.