Tiyatro yaşamın aynasıdır... Ana Sayfa
Forum Anasayfası Forum Anasayfası >7 - DİĞER KÜLTÜR VE SANAT DALLARI >Müzik
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  SSS SSS  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Kilitli ForumTürk operetleri...

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
Mesaj
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
terapist Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1803
  Alıntı terapist Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Türk operetleri...
    Gönderim Zamanı: 04.Şubat.2011 Saat 13:46


Türk Opereti’nin gelişimini üç evrede inceleyebiliriz.

 

       1. Meşrutiyet öncesi.

 

       2. Meşrutiyet sonrası.

 

       3. I.Dünya Savaşı sonrası

 

       Cumhuriyet Dönemi, olarak ayırabiliriz.

 

       XVIII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Batılılaşma hareketleri III. Selim’in girişimleriyle askeri ve siyasi alanda Islahat Hareketleri eğitim ve kültür alanlarına da yansımıştır. Avrupa eğlence tarzı ve görenekleri giderek yaygınlaşırken İzmir ve İstanbul’da Batılı tiyatro ve operet toplulukları Orta oyunu ve Karagöz gibi geleneksel oyunlardan oluşan oyunlarla Türk Tiyatrosu da etkilenmiştir.

 

       1826 yılında Mehterhanelerin kapatılmasından sonra Muzıka-yı Humayun kurulmuştur. 1828 yılında Donizetti yönetiminde konserler vermişlerdir.


 

       1542 yılına uzanan bir geçmişi olan opera ve bale topluluğu Istanbul’da yaşamakta olan yabancı elçilerin eğlenceleri olarak bilinmektedir.

 

       1797 yılında Topkapı Sarayında III. Selim’in opera temsilleri izlediği bilinmektedir.

 

       II. Mahmut’un 1839 yılında yayınladığı “Tanzimatı Hayriyye” fermanı ile her konuda görülen Batı etkisi musiki zevki ve gelenekleri üzerinde de etkisini göstermiş bu dönemde çok sesli musiki önem kazanmıştır. Mehterhanelerin yerine Muzıka-yı Hümayun yerini almış marşlar, polkalar, valsler çalarak askeri bandonunda kültür ve sanat alanında değişim rüzgarına uyduğu görülmektedir.

 

       Tanzimatın yarattığı, “Alaturka-Alafranga” musiki çeşitlemesi rekabeti saray musiki kurum-larına yansımış, Osmanlı bir taraftan geleneklerini korurken diğer taraftan da Batıdaki yenilikleri kabul ettiği görülmektedir. Bu dönemde Padihaş’ın ve aristokratlarının ilgi alanın opera ve Türk operetleri girmişti.

 

       XIX. yüzyılda Istanbul’da Italyan operet toplulukları konser ve temsiller vermekte idi. Italyan besteci Rediglia’nın bestelediği “Şaban” operası Türk musikisinin makamlarını içeren motiflerin bulunduğu oyunun müziğinde yer alan Osman Bey’in bestelemiş olduğu “Nihavent Peşrevi”de orkestraya uyarlanmıştır. (Meydan Larousse, 1972, s:565).

 

       XX. yüzyıl başlarında Yunan ve Viyana Tiyatroları Oper ve Operet temsilleri vermek için Istanbul’da sıkı bir rekabet içine girmişlerdir. Örneğin; 1896 yılında Tepebaşı Tiyatrosu’nda R.Scognamiglio Operet topluluğu temsillerini verirken, Concardio Tiyatrosu’nda Labruna Topluluğu “Aida” operasını oynadığı gece, Scognomiglio operet topluluğu da “Aida”nın paradisini oynamışlardır. Rekabetin başka bir örneği 1899 yılında Tepebaşı Tiyatrosu’nda Fransız Operet topluluğunun aynı gece Meihac ve Halevyin gülünç opereti Barbe Bleu (Mavi Sakal)ı oynamışlardır. (Konuralp, 1989).

 

       Istanbul’da Italyan ve Fransız operetleri sahnelenirken etkisini Türk sanatçıları üzerinde göstermektedir. Bu dönemde Dikran Çuhaciyan birçok oyunları sahneye koymuştur. 1868 yılında Güllü Agop ve Çuhaciyan birlikte Tenor Ovens Fenedi ve Benliyan gibi büyük oyuncuların bulunduğu ekibi ile Kemani Haydar Bey’in bestelerinin de olduğu pek çok oyunda beraber olmuşlardır. (1874) “Arif’in Hilesi”, “Köse Kahya”, “Pembe Kız”, “Zeybekler” gibi oyunlar sahnelenmiştir.

 


       1876 yılında metnini Yakvo Nalyan’ın yazdığı Dikran Çuhaciya’nın sergilediği “Leblebici Horhor” oyunu çok ün kazanmış ve yurt dışına turneye çıkan ilk oyun olmuştur. Oyunların sergilendiği Gedik Paşa Tiyatrosu da çok önemli bir yere sahip olmuştur. (Türkiye Ansiklopedisi, 1988, s:1222).


 

       Aynı dönemde ezgilendirilmemiş operetlerden Manastırlı Mehmed Rıfat Bey ve Metin Hasan Bedrettin Paşanın “Ebul Fedo” bunlardan biridir.

 

       1884 Ahmed Midhat Efendi’nin yazıp, Lavtacı Hıristo’nun ezgilediği “Zeybekler” oyunu çok beğenilmesine rağmen kayıtları günümüze ulaşmamıştır.

 

       23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyetin ilanı fikir ve sanat hayatına önemli katkılar sağlmıştır.

 

       1914’de I.Dünya Savaşının başlaması bile Darülelhan ve Darülbedayi’nin kurulmasını engelleyememiştir.

 

       Meşrutiyet döneminde Tuluat Tiyatrolarında ve operet topluluklarında bir çok Türk oyuncu yetiştirmiştir. 1918 yılından sonra Kaptanzade Ali Rıza Bey’in yönetiminde açılan Istanbul Operet Heyeti konusunu ve müziğini Türk tarihinden alan operetler gerçekleştirmektedir. Musahipzade Celal’in Yedekci, Istanbul Efendisi, Lale Devri, Macun Hokkası, Atlı Ases, Demirbaş Şarl gibi oyunlar bu düşüncenin ürünleri olmuştur. Muallim Ismail Hakkı Bey, Leon Hancıyan, Türk operet-lerinde önemli bir yere sahiptir.

 

       1915 yılından itibaren Istanbul sahnelerinde Hilaliahmer Çiçeği, Ayşe, Caresaz eserleri ile tanınan Muhlis Sabahattin ve Celal Sahir, Istanbul Operet Heyetine katılmışlardır. Süreyya operetiyle önemli bir üne kavuşmuşlardır. Muhlis Sabahattin Bey kendi adını taşıyan bir topluluk kurarak turnelere çıkmışlardır.

 SÜREYYA OPERETİ, Atatürk döneminde İstanbul Kadıköy’de işadamı Süreyya İlmen (Süreyya Paşa) tarafından tiyatro ve sinema olarak yaptırılan binada ve onun malî desteğiyle çalışmalarını başlatan operet topluluğu. 1928’de, günümüzde Süreyya Sineması olarak kullanılan binada Muhlis Sabahaddin Ezgi’nin “Asaletmeap” operetiyle sahnelerini açtı. Şevkiye May, Semiha Berksoy, Avni Dilligil, Celâl Sururi, Muammer Karaca, Reşit Gürzap, Lütfullah Sururi, Toto Karaca, Mehmet Karaca gibi tanınmış isimlerin yer aldığı topluluk, aynı yıl “Ayşe ve Gül Hanım”ı sahneye koydu. 1929 sonlarında topluluğa malî yönden destek olan ve Süreyya Paşa adıyla tanınan eski subay Süreyya İlmen, masrafların ağırlığı gerekçesiyle desteğini çekince 1935’e dek kendi olanaklarıyla çalışmalarını sürdüren topluluk, Süreyya Opereti adıyla yurt içinde ve dışında turnelere çıktı. Bu tarihten sonra dağıldı ve üyelerinin bazıları Halk Opereti’ni kurdu. Çardaş Fürstin, Çaresaz, Telefoncu Kız, Yunus Efendi Duymasın (1929); Leblebici Horhor (1931); Emir, Uğurlu Kız (1932); Karım Namusludur, Kırk Yılda Bir (1934) ve en son 1935’te Tarla Kuşu operetlerini sahneledi.


       Türk Musikisi bestekarlarından operetlere ilgi duyan Subhi Ezgi (Alttaki açıklamayı okuyun lütfen) ilk defa Şehzadebaşı’ndaki Ferah Tiyatrosunda oynanan “Lale Devri”nin bestelerini Nedim’in 28 adet şiirini alarak oyunu sergilemiştir.

Dr.Subhi Ezgi: Çocuğum, 5 bilemediniz 6 yaşımdayım. Baharatçı sokağının Mektebi sokakla kesiştiği bir yerde üç katlı biraz yaşlı bir evde oturuyoruz. Tam karşımızda biraz hatta çok harap bir kulübenin bulunduğu ağaçlıklı bir bahçe var. Orada doktor amca oturuyor. Zaman zaman çıktığı evinden pejmürde bir kıyafet ama kravatlı, elinde uzun, baston görevi yapan sopasıyla önümüzden geçer, ben ve ağabeyim korkuyla karışık merakla ‘merhaba doktor amca’ diye selam veririz. Selamımızı alır, ortalığı kirletmeyin temiz tutun talimatı vererek yoluna devam ederdi. Aslında, saygının yanında müthişte bir korku oluşurdu… Çünkü pek çok insan ona ‘deli doktor’ derdi. Bu yaftaya hep üzülürdüm. Ölümünden sonra harabede inanılmaz eserler bulundu. O garip haliyle kapanıp eserlerinle yaşıyormuş… DR Subhi Ezgi, onu tanıyıp hatırlayan herkesin bildiği gibi 93 yaşındayken bile yolda ağır ağır yürür ve çok hafif bir fısıltı gibi ıslık çalardı. İşte bu fısıltı, yüzlerce yıl önceki bir eseri canlandırmaya, notaya çekmeye hazırlık idi. İş ki gözü görebilsin.
Şimdi 55 yaşın üzerinde olan bütün Beykozlular, “Islık çalan adam” adı ile anılan bu, ufak tefek, bir zamanlar şıklığı ile bilinirken yalnızlığı seçtiği hayat tarzı sonucu pek temiz olmayan, kahverengi takım elbiseli, kararmış beyaz gömlekli ve ipe dönmüş kravatlı adamı hatırlamaktadırlar. Ve 1962 yılının Mart ayı içinde soğuk bir gece, 93 yaşında, yalnız başına yaşadığı Beykoz’daki o ağaçlar arasında, çevre evlere epey uzak harabesinde, bir hırsızın, koynundaki paralarını almak için saldırması üzerine o yaşta boğuşup yaralanır, hastaneye kaldırılır. Oradan yakınları tarafından bu sefer zor kullanılarak bakımlı ev hayatına alınır. Ama fazla yaşamaz ve 12 Nisan 1962 günü hayata gözlerini kapatır. Eşi Semiha Ezgi de 1968’de vefat eder. Rahmetle anıyorum… Sinan Akbaşak


    Hasan Ferit Alnar, Fahri Kopuz, Kaptanzade Ali Rıza Bey, Türk operetlerine besteleriyle zenginlik kazandırmıştır. Operet sanatına damgasını vuran Levon Hancıyan ile Muallim Kazım Bey (Uz) operet müziğine birçok hizmet vermiş “Operet Devri”nin mimarları olmuşlardır. Muhlis Sebahattin, Türk musikisi tarzında bestelenen operetlerin son temsilcisidir.


       1930’larda Batı müziği tekniği ile sahnelenmeye başlayan Türk operetleri Ekrem Reşit Rey yazıp, kardeşi Cemal Reşit Rey’in bestelediği bilinmektedir. Rey kardeşlerle “Şehir Tiyatroları”nda operet süreci başlamıştır. Cemal Reşit Rey, 1932-1942 yılları arasında ağabeyi Ekrem Reşit Rey'le birlikte operet ve revü müzikleri besteler. Cemal Reşit Bey, bir yandan ciddi klasik eserlerini yazarken, ağabeyi ile birlikte Viyana, Paris havasını İstanbul'da yaşatmaya çalışmakta, sahneye konulan her oyun İstanbul'da büyük sükse yapmaktadır. Cemal Reşit Rey'in bu popüler çalışmaları kimi klasik müzik sanatçısı tarafından onun zamanını boşa harcaması olarak görülmesine rağmen, Cemal Bey bu çalışmaları hiçbir zaman küçümsememiş, sanat ve eğlenceyi düzeyli biçimde bir araya getiren operet ve revülerinden hep sevgi ile söz etmiştir.

Rey Kardeşler'in ilk operet çalışmasını dönemin Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Muhsin Ertuğrul ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ talep eder. Üç Saat Opereti bu istek üzerine yazılır. Beş ay süreyle kapalı gişe oynayınca, Muhsin Ertuğrul gelecek sezon için onlardan yeni bir müzikal talebinde bulunur. İkinci operet Lüküs Hayat olur. Rey Kardeşler'in yazdıkları operetler içinde en beğenileni her zaman Lüküs Hayat olmuştur. Üçüncü yıl için yazılan operet Deli Dolu olur. Deli Dolu'da ana fikir iki yüzlülüktür. Eserde orkestrayı dönüşümlü olarak Hasan Ferit Alnar ve Cemal Reşit Rey yönetirler. sahnede kullanılan karikatürler Cemal Nadir tarafından çizilir. Deli Dolu'nun ilk orkestrası mali sıkıntılar doluyasıyla 10 kişiliktir. 1979'da İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenirken Cemal Bey, orkestrayı yetmiş kişiye çıkartır. 1937'de Hava Civa yazılır. Eserin ilk temsili 1943 yılında Avni Dilligil yönetiminde Ses Operet ve Tiyatrosu'nda yapılır. Ancak savaş yılları ekonomik krizi de beraberinde getirmiş ve eser daha küçük bütçeli olarak sahneye konulmuştur. Eserin baş kadın oyuncusu Semiha Berksoy'dur.

       Özel Tiyatrolar da sahnelenen Sokak Kızı İrma, Keşanlı Ali Destanı, Bulvar gibi müzikli oyunlarla bu geleneği yaşatılmaya çalışılmıştır.

       1970’li yıllarda Cemal Reşit Rey’in müziklerini yazdığı “Uy Balon Dünya”, Yaygara 30 gibi oyunlar sahnelenmiştir.

       1981 yılında Rey kardeşler “Deli Dolu” operetini sahneye koymuşlardır.

 

http://tv.ibb.gov.tr/one-cikanlar/deli-dolu-opereti-1-bolum/

linki bir tıklamaya ne dersiniz?

 



Düzenleyen terapist - 04.Şubat.2011 Saat 13:57
Yukarı Dön
Misafir Açılır Kutu Gör
Misafir
Misafir
  Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 05.Şubat.2011 Saat 21:23
Teşekürler Öğretmenim bilgilendirme için. ClapClap
Yukarı Dön
oğuzhan Açılır Kutu Gör
Üye
Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 30.Ocak.2009
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 71
  Alıntı oğuzhan Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 06.Şubat.2011 Saat 22:39
Sağ olun Hocam....
oğuzhan
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50 [Free Express Edition]
Copyright ©2001-2008 Web Wiz

Bu Sayfa 0,652 Saniyede Yüklendi.