Tiyatro yaşamın aynasıdır... Ana Sayfa
Forum Anasayfası Forum Anasayfası >10 - HABERLER >Yaşamdan ...
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  SSS SSS  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

KAYBETTİK... Müşfik Kenter

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
Mesaj
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
terapist Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1806
  Alıntı terapist Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: KAYBETTİK... Müşfik Kenter
    Gönderim Zamanı: 16.Ağustos.2012 Saat 13:27
IŞIKLAR%20İÇİNDE%20YAT

IŞIKLAR İÇİNDE YAT

Tarih 16 Ağustos 2012, 12:27 Editör

KAYBETTİK...


                                 KAYBETTİK...







Diplomat Ahmet Naci Kenter ve Olga Cynthia'nın oğlu olarak 1932 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. 1947'de Ankara Devlet Tiyatrosu Çocuk bölümünde tiyatroya başladı. Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde eğitim gördü; okulu 1955 yılında yüksek derece ile bitirdi ve devlet tiyatrosuna girdi. Sanat yaşamı, devlet tiyatrosunda oynadığı Oğuz Ata oyunu ile başladı.

Müşfik Kenter, 1959 yılında Devlet Tiyatrosu'ndan ayrıldı ve İstanbul'a giderek kardeşi Yıldız Kenter ile beraber Muhsin Ertuğrul ile çalıştı. Birlikte Küçük Sahne'de oyunlar sergilediler. Şükran Güngör ve Kamuran Yüce ile bu dönemde biraraya geldiler ve dörtlü olarak birlikte uzun yıllar tiyatro yaptılar.

1960-1961 yılları arasında Site Tiyatrosu'nu kurdular. 1962'de adını Kent Oyuncuları olarak değiştirdiler. İki kardeş ve Şükran Güngör, 1968'de İstanbul'da Kenter Tiyatrosu'nun binasının inşaatını tamamladılar. Tiyatroyu yapmaları için tüm paralarını ortaya koymaları, büyük bir turne ile Anadolu'yu gezmeleri ve bir koltuk satma kampanyası ile destek toplamaları gerekmişti. Seyircilerin pek anlamayacağı düşünülen oyunları sahnelemekten çekinmediler.[kaynak belirtilmeli]

İngiliz Kültür Heyeti ve Rockefeller'den burslar alarak Amerika ve İngiltere'de tiyatro araştırmaları yapan ve incelemelerde bulunan Kenter, İngiltere, Amerika, Fransa, Almanya, Yugoslavya, Kıbrıs gibi bir çok ülkede oyunlar sergiledi.

Murathan Mungan'ın Orhan Veli şiirlerinden düzenlediği Bir Garip Orhan Veli isimli tiyatro oyunu 25 seneden fazla süredir sergilemektedir. Bu oyun aynı oyuncuyla Türkiye'de en uzun süreli sergilenen eserlerden biridir.

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı`ndan emekli olduktan sonra, Haliç Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü Başkanlığı ve Bakırköy Belediyesi Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği görevlerinde bulundu.

Sanatçı, tiyatro oyunculuğunun yanı sıra sinema oyunculuğu da yaptı. 1966 Antalya Film Festivali'nde, Bozuk Düzen filmiyle "en iyi yardımcı erkek oyuncu" ödülünü kazandı. Yerli, yabancı TV filmlerinde, belgesel ve reklamlarda seslendirme yaptı. Mehlika Kenter ve Gülsüm Kamu ile evlenip ayrıldı. Son evliliğini Kadriye Kenter'le yaptı.

Kenter, 15 Ağustos 2012 tarihinde saat 16:20'de akciğer kanseri nedeni ile tedavi gördüğü hastanede öldü.


BİR KAÇ KELİME EKLEMEK İSTİYORUM... Sinan AKBAŞAK

Büyük ustaydı... Yıllar evvel radyoda 'uğurlugiller ailesi' ile tanıdık. İki kardeş Şükran Güngör ve tabii ki Tevfik Gelenbe. Temiz İstanbul Türkçesi ve zarafet kavramları onun dili ve canlandırdığı karakteri ile yerleşti... Hani bugün yok ettiğimiz, geriye napıyon, kıl oldum aaabi, kal geldilerin daha da kötülerini benimseyip kullandığımız dil den bahsediyorum.

Peşinden pek çok şey söylenecek.


Ben bir iki bir şey sorabilirmiyim? Televizyon olmasaydı kaçınız tanırdınız...

Hangimiz bir oyununu ve para vererek yani bilet alarak izledi...

O seslendirmeseydi Orhan Veli'nin şiirlerini bile tanımaz-öğrenemezdik.


Bizim yasak savmacı alışkanlığımızın, değer bilmezliğimiziin ve en önemlisi sahtekar duygusallığımızın ha birde timsah gözyaşlarımızın peşinde 'tiyatro mu?.. o ney lan' tavrımız yarın yine popüler olacak... Tiyatro yok diyecek, çok uzak diyecek, gülcekmiyim aabi diyecek hangi cevabı alısanız alın gitmeyeceksiniz, gelmeyeceksiniz...




16 AĞUSTOS 2012 GAZETEVATAN REHA MUHTAR'DAN

Ailede büyüklerden biri “Müşfik Kenter mi?.. Çok iyi bir oyuncudur o” demişti...

Kafama kazınmış...

Çok küçüktüm...

Sonra biraz büyüdüm...

Tiyatrolarda oyunlarını izledim...

Aile yadigarı bir sanatçı gibiydiler ablası Yıldız Kenter’le birlikte...

Sonra bir gün benim sanatçım oluverdi aniden Müşfik Kenter...

Yirmi yaşlarındaydım...

Bir taraftan üniversiteye gidiyor, bir taraftan gazetecilik yapıyordum...

Benden iki yaş küçük bir sevgilim vardı...

Onu bir gün Ankara Sanat Tiyatrosu’na götürdüm...

“Bir Garip Orhan Veli”yi oynuyordu Müşfik Kenter...

***


Orhan Veli, “sol dünyalarda çok sevilen” bir şairdi, Türkiye’de sevilmenin ötesinde...

Çok sevdiğim Orhan Veli’yi aile yadigarı Müşfik Kenter’in oynamasından sonra uzun süre kendime gelemedim...

Bir tatil gününün öğleden sonra matinesiydi...

Akşam üstü “ruh gibi” tiyatrodan çıktığımı hatırlıyorum...

Etrafımdaki her şey bir rüya gibi geliyordu...

“Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda...

Dokunabilir misiniz gözyaşlarıma ellerinizle?..

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel

Kelimelerinse bu kadar kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce...

Bir yer var...

Biliyorum...

Her şeyi söylemek mümkün...

Epeyce yaklaşmışım

Duyuyorum

Anlatamıyorum...”

***


Anlatamıyorum derken ağlıyordu Müşfik Kenter...

Ağlarken ağlatıyordu...

Sonraları Amerika’da ünlü bir doktor olacak abisi, “Girsene lan konservatuvara” demişti...

Öylesine bir laf işte...

Gülerdi bunu anlatırken...

Abisinin sözlerine oralı olmamıştı...

Arkasından ablası Yıldız Kenter söylemişti “Gir bir dene istersen konservatuvarı...”

Bir deneme uğruna girilen konservatuvar, 67 yıllık bir sanat yolculuğunun sonunda o “büyük usta”yı yaratmıştı...

***


Babası Lozan Anlaşması’nın özel notlarını tutan, İnönü’nün özel kalem müdürü ünlü bir diplomattı...

Robert College’i bitirmişti...

İngilizce ve Fransızca’yı ana dili gibi konuşuyordu...

İstikbal onundu...

Oysa o aşık olmuştu...

İngiltere’de bir İngiliz kızına...

Olga Cynthia’ya...

Aşık olmasında bir sorun yoktu, fakat o günlerde Türk diplomatları yabancı kadınlarla evlenemiyorlardı...

Babası aşkını, mesleğine yeğledi...

Öyle bir adamdı...

Müşfik Kenter’in doğumu, babasının uğruna mesleğinden vazgeçtiği Olga Cynthia’yla olan aşkından meydana geldi...

Annesi Nadide ismini almasına rağmen, babası diplomatlıktan zorunlu olarak istifa etti...

Artık paralı diplomatlık günleri bitmiş, çevirmenlik günleri başlamıştı...

***


Babası annesine duyduğu aşk uğruna, diplomatlığa veda edince, “içmeye başlamıştı...”

Sonraları kendi çocukluk günleri için ‘Çok zor günlerdi o günler’ diyecekti...

Belki de ‘o nedenle Devlet Tiyatrosu’nda aldığı ilk maaşla babasına Omega bir saat hediye almıştı...’

Maaşı 320 liraydı o sırada...

Hediye aldığı saat ise 290 lira...

Babası öldükten sonra, ilk maaşıyla hediye aldığı Omega saati babasının kolundan çıkardı, kendi takmaya başladı...

“Saati taktığımda babamı yanımda hissediyorum” diyordu...

Saat gibi bir konuda daha babasını yanında hissediyordu...

Babası gibi “içiyordu...”

Yıllarca onun gibi içti; öğleden sonraları bir büyük rakıyı devirerek sahneye çıktığını duyardım Ankara Sanat’ta...

Öyle bir sesi, öyle bir tonlaması, öyle bir sahne performansı vardı ki, ne kadar içse, ne kadar bohemleşse ‘bana mısın’ demezdi...

Kim bilir belki de “Bir de rakı şişesinde balık olabilsem” diyen bir şairi oynamak için gerekliydi onca içki...

Tek başına Orhan Veli oynamak, sahnede seyirciyi diri tutmak, her babayiğidin harcı değildi...

Onun oynadığı tek kişilik oyun “bitmesin” diye dua ederdi seyirci...

Ben izlediğimde yıl 1980’di...

2010’da hala oynuyordu Bir Garip Orhan Veli’yi...

***


“Kaybolmak üzre suya düşen bilezik;

Bak bütün kırışıklıklar silindi sudan

Son saatimde mi uyandım uykudan

Neden boş geçen yıllardan içim ezik?..

Durdu beni ölüme götüren kervan

Eski bir şarkı söyleniyor rüzgarda,

Duydum ki sevmeyi bilen dudaklarda

Benim ilahilerim hala okunan...

Sevgilim... ellerime dokunaraktan

Beni çağıran bir eda var sesinde...

Bu muydu insanlara son nefesinde

Görüneceğinden bahsedilen şeytan?..

Sular çekilmeye başladı köklerde

Isınmaz mı acaba ellerimde kan

Ah!.. Ne olur bütün güneşler batmadan

Bir türkü daha söyleyeyim bu yerde...”

***


Orhan Veli’nin Son Türkü’sünü söylerken, kendi Son Türkü’sünü mü düşünüyordu bilemem...

Bende olan eski bir kaseti var gözlerimin önünde...

Tiyatroyu seyrettikten sonra kendime gelememiştim... Kasetini almış, bi daha bi daha dinlemiştim Müşfik Kenter’i...

O eski püskü kaset hayat yoldaşım oldu yıllarca...

Atina’daki en yalnız günlerimde, hayallerimle umutlarımın, kırıklıklarla medcezir yaptığı saatlerde, evimin salonundaki kasetçalara eski ve üstü yıpranmış silik yeşil kaseti koyardım...

Onun sesi salona yayıldığında, yanıbaşımdaki viskiden bir yudum alır, Atina’daki evde duvarlara bakardım...

Seslendirdiği Orhan Veli’den, seslenen Müşfik Kenter’e yalnızlıkların sanatla raks eden labirentlerinde, bir bütün olurduk hep birlikte...

“Sevgilim... ellerine dokunaraktan

Beni çağıran bir eda var sesinde...

Bu muydu insanlara son nefesinde

Görüneceğinden bahsedilen şeytan?..”

Bir Garip Müşfik’ti sanırsam; o da bizim gibi...




 VE BİR KAÇ
MÜŞFİK KENTER LİNKİ
http://www.youtube.com/watch?v=Ytz8HR7Vmbc


http://www.youtube.com/watch?v=Ydna6Q31q58&feature=related    birdenbire
http://www.youtube.com/watch?v=01hBevAsCes&feature=related
http://www.youtube.com/watch?v=QtJ6mBDhiv0&feature=relmfu




Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50 [Free Express Edition]
Copyright ©2001-2008 Web Wiz

Bu Sayfa 0,063 Saniyede Yüklendi.