Tiyatro yaşamın aynasıdır... Ana Sayfa
Forum Anasayfası Forum Anasayfası >4- SİZE ÖZEL >R.Sinan AKBAŞAK Yazıları
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  SSS SSS  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Nasıl geçti bu zaman...

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
Mesaj
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
terapist Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1806
  Alıntı terapist Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Nasıl geçti bu zaman...
    Gönderim Zamanı: 14.Ocak.2013 Saat 22:44

Nasıl geçti bu zaman...

   Yıllardır çeşitli vesilelerle ve cesitli kimliklerle yazarım. Kimi gün arkadaştım' kimisinde eğitimci, ancak bir gün dede olarak yazıma başlıyacağımı pek düşünememişim. Sanki ve o gün geldi. Ben karşınıza Avrupa’nın bayağı bir ucundan Londra’dan ve artık dede olarak geliyorum. Dünya güzeli iki minik kız katıldı hayatıma: Torunlarım... Neler oluyor diye  soracak olursanız anlatacak binlerce duygu yaşıyorum. Ama onları bir araya getirecek kelimelere ulaşamıyorum. Hangisine el atsam eksik geliyor, beni anlatmıyor, duygularımı aktaramıyor. Aklımda, fikrimde o iki minik yüz ve iki çift dünya güzeli bakış var. Gözümü açsam da oradalar, kapasam da oradalar. Ne güzel... Yavrumun yavrularına iyilikler. Sağlıklı ve onurlu bir yaşamı tüm sevdikleriyle birlikte geçirmelerini,yaradanın onları iyi insanlarla karşılaştırmasını diliyorum.

Londra’ya yıllardır gelirim. Hatta zaman zaman esprisini, ‘Ben Londra’yı Londralılardan daha iyi bilirim’ diye yaparım. Severim Londra sokaklarını... Tottenham Court Road’da yürümeyi, Camden Town’da dolaşıp amatör gruplardan müzik dinlemeyi, Waterloo Park’ta  sanat öğrencilerinin minik gosterilerini, müzik grup etkinliklerini  izlemeye bayılırım. Gelirken olabildiğince bozuk para tedarikli gelir her kutuya, her şapkaya kararınca katkıda bulunmak isterim.

Bu sefer de Camden'de şansıma muhteşem iki tenor izledim. O kadar keyifliydi ki hiç bitmesin istedim. Bu arada tiyatrocu yaradılıştan olacak izleyicileri izlemeyi de kaçırmıyorum. Ama yine şaşkınlık içerisindeyim... İnsanların gözlerinde olağanüstü bir heyecan, farklı bir mutluluk yok. Özellikle tekrar tekrar  gözlemlediğimde izleyicilerin keyif aldıklarını anlıyorum ama  benim gibi coşku yaşamıyorlar... Kanıksama mı desem, soğukkanlı yaradılışları mı desem bilemedim... Tenor aryasını söyledi, normal alkışını aldı genellikle gençler ve küçüklerin eline verilen bozukluklar kutuya atıldı. Usta ses sistemini topladı çantasına koydu ve gitti bir sonraki geldi... Şöyle  yan gözle bir bakışla kimin geldiği öğrenildi. Herkes yeniden kitabına, gazetesine daldı.

Size farklı bir mutluluğumu da aktarmak isterim. Pazar günü oğlumla Londra üzerinde uçtum ve hatta uçağı altı dakika süre ile ben kullandım. Ama bu altı dakikalık kontrol için dört saat yerde, bir saat da havada oğlumdan eğitim aldım. Bu duygunun da tarifi çok zor... Aklıma küçücük hali ve bisiklete binmesini öğretirken bir hayli peşinden koştuğum geldi. Şimdi o bana uçakta kaptanlık yapıyor hatta detay bilgiler veriyordu. Bunu tarif etmek çok zor.

 Londra’nın üzerinde uçmak çok keyifli. Bir kere gözün görebildiğince düz arazi ve inanılmaz yeşil... Yeşilin her türlü tonu ve su ... Kanallar, kanallar ve kanallar. Korular, korular ve yine korular. Tabii o koruların içinde ya da hemen yanıbaşında muhteşem malikaneler. Tepeden izlemesi ayrıca bir keyifli. Oğlumun kullandığı uçakla, havaalanına giderken altı havaalanının yanında geçtik. Şehir düz olunca ticari dışında havaalanları, gelişebilmiş başlıbaşına bir sektör. Ah istanbul... Yedi tepene hayranım ama bu tarz etkinliklere imkan vermiyorsun.

Biraz da insanlardan bahsetmeli mi acaba... Pek sevmiyorum aslında şöyle yapıyorlar, böyle yapıyorlar... Adamlar yapmış aaabi kavramlarından oldum olası hiç hoşlanmadım. Ama trafik düzenlerine hayranlığımı ifade etmeden geçemeyeceğim. Bu ne tür bir hoşgörüdür... Bu, ne tarz bi saygıdır tarifini yapamıyorum ama birazını olsun ülkemde yaşayabilmeyi çok isterdim. Neyse hayalleri bırakıp gerçeklere dönelim.  British Museum’daki Türkiye bölümlerini gezerken kaçırılan ya da hediye edilen eserleri görünce içim sızlıyor... Ben de gidip Kleopatra’nın mumyasını izliyor, o 1.55’lik hatunun dünyayı nasıl avucunda oynattığını hayal ediyorum. En az elli yıllık olduğuna yemin edebileceğim. Kaldırımlarda yürürken zenginliğin fuzuli harcama yapmak olmadığını, güzelliğin doğal yapıyı muhafaza etmek olduğunu, bunun için binlerce çiçeğe gerek olmadığını fark ediyorum.

Döneceğim ülkeme... Canlarımı buralarda bırakacağım. Başka yolu yok . Ben mutluluğumu gözümün yaşına gizlerken herkesin bu iyi duyguları yaşamasını ve ayrılıkların başka türlü olmamasını canı gönülden diliyorum.

R.Sinan AKBASAK
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50 [Free Express Edition]
Copyright ©2001-2008 Web Wiz

Bu Sayfa 0,359 Saniyede Yüklendi.