Tiyatro yaşamın aynasıdır... Ana Sayfa
Forum Anasayfası Forum Anasayfası >10 - HABERLER >Gezilerimiz..
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  SSS SSS  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

keşanlı Ali Destanı ..Açıklamalar

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
Mesaj
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
terapist Açılır Kutu Gör
Yönetici
Yönetici
Simge

Kayıt Tarihi: 01.Ocak.2007
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 1812
  Alıntı terapist Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: keşanlı Ali Destanı ..Açıklamalar
    Gönderim Zamanı: 25.Aralık.2008 Saat 14:30
 

Keşanlı Ali Destanı

Türü: Müzikli Oyun
Yazan: Haldun Taner
Yöneten: Yücel Erten
Müzik: Yalçın Tura
Müzik Direktörü: Çiğdem Erken
Koreografi: Nasuh Barın
Koreografi Asistanı: Yasemin Gezgin
Dekor Tasarımı: Ayhan Doğan
Kostüm: Ayşen Aktengiz Bayraşlı
Dramaturg: Dilek Tekintaş
Işık Tasarımı: Mehmet Fatih Haroğlu

Oyuncular: Engin Alkan (Keşanlı Ali),
Tuğrul Arsever (Çakal Rüstem),
Can Ertuğrul (Hidayet),
Hikmet Körmükçü (Şerif Abla),
Murat Garibağaoğlu (İzmarit Nuri),
Berna Oğuzutku Demirer (Hafize),
Serdar Orçin (Temel),
Münir Kutluğ (Derviş Dayı),
Hakan Arlı (Beşvakit Niyazi),
Meriç Benlioğlu (Zilha / Nevvare),
Osman Gidişoğlu (Şişman Polis),
Ali Gökmen Altuğ (Zayıf Polis),
Çağlar Yiğitoğulları (Teke Kazım),
Eraslan Sağlam (Kürt Sabri),
Savaş Barutçu (Sipsi Selim),
U.Arda Aydın (Gazeteci),
Sükan Kahraman (İhya Onaran),
Tuğrul Arsever (Sarhoş Rasih),
Çağrı Hün (Bir Kadın),
Rozet Hubeş (Madam Olga),
Ali Gökmen Altuğ (Şoför),
Ceren Kaçar (Filiz Onaran),
Çağlar Yiğitoğulları (Bülent Onaran),
U.Arda Aydın (Profesör),
Ertuğrul Postoğlu (Politikacı),
Aslı Aybars (Suhandan Gülperi),
Sanem Özcan (Nevvare),
Eraslan Sağlam (Tarçınzade Ahsen),
İskender Bağcılar (Manyak Cafer)
Kondulular ve Zenginler: U.Arda Aydın – Ertuğrul Postoğlu, İskender Bağcılar - Çiğdem Gürel, Tuğrul Arsever – Eraslan Sağlam, Çağlar Yiğitoğulları – Aslı Aybars, Çağrı Hün – Özge Midilli, Volkan Ayhan – Reyhan Karasu, Sanem Özcan – Serkan Bacak, Murat Güreç – Murat Üzen, Hamit Erentürk – Ali Gökmen Altuğ, Sükan Kahraman – Kahraman Acehan
Yardımcı Yönetmen: Rozet Hubeş
Asistanlar: Çağrı Hün, Aslı Aybars, U.Arda Aydın, Çağlar Yiğitoğulları


Sineklidağ, büyük bir kentin eteklerinde yer alan, gecekondulardan oluşmuş, ezilen, yoksul insanların yaşadığı bir varoştur. Keşanlı Ali, Çakal Rüstem’i öldürmekten hapse düşmüştür ve hapisten bir kahraman olarak çıkagelir.
Ali’nin iki dramı vardır: Birinicsi, suçsuzdur; ikincisi, aşık olduğu Zilha, Çakal’ın yeğenidir ve ona düşmanca davranmaktadır. Muhtar seçilen Ali, Sineklidağ’da farklı bir düzen oluşturur ama yüreğiyle beyni arasında ciddi çatışma yaşamaktadır. Şef olarak toplumuna, insan olarak duyduğu aşka sorumludur.

Ali ‘Destan’ı kullanmaya karar vermiştir. Çünkü “Bu toplumda sessiz, sakin, efendi olursan her zaman dayak yer, ezilirsin. Ama terbiyesiz, güçlü, zalim, ne dediğini bilmeyen biri olursan, o zaman saygı görürsün”. Ali, hapiste bunu öğrenmiş ve yeni bir Ali’yi fark etmiştir.

“Morgol gömlek giyerdi / Gümüş köstek takardı / Hafif şehla bakardı / Yaktı mı kalpten yakardı
Kaşta bıçak yarası / Yüzde halep çıbanı / Kurşun yemiş ayağı / Belli belirsiz aksardı”

Türk Tiyatrosu’nun kilometre taşlarından biri “Keşanlı Ali Destanı” adlı oyun bugünlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda Yücel Erten rejisiyle seyirci karşısında. Kendi adıma adını duyduğumda bile heyecanlandığım çok güzel bir eserdir Haldun Tanerin eseri.

“Sineklidağ burası / Şehre tepeden bakar / Ama şehir ırakta / masallardaki kadar
Her cins insan var burada / Çalışkanı tembeli / Dört bucaktan gelmişler / Hırlı hırsız serseri”

Bakın Zehra İpşiroğlu Tiyatroda Devrim”(*) adlı araştırma kitabında oyun metni hakkında ne demiş:

Geleneklerden kaynak olarak yararlanma, onları çağdaş bir anlayışla yoğurma, biçimlendirme anlamına geliyor. Taner de bu yapıtında halk tiyatrosunun göstermeci özelliklerinden özellikle gülmece, taşlama ve türlü söz oyunlarından oluşan geniş kapsamlı bir güldürü anlayışından yola çıkarak çok güncel, çok çarpıcı bir sorunu gündeme getiriyor: Otoriteye bağımlılık. Bir gecekondu ortamının kapalılığı içinde kendilerine bir kahraman miti yaratan insanlar bizim halkımızı simgeler. Gerçekleri göremeyen ya da görmek istemeyen kurtuluşu boş düşlerde arayan halkımızı.Oyundaki yan temalar, Yusuf ile Zilha’nın aşkı, gecekondu ortamıyla zengin kesimin karşılaştırılması, bürokrasi, rüşvet, hile, dolandırıcılık temeli üzerine kurulmuş çarpık bir politik çarkın gösterilmesi, bireysellik bilincinin gelişmemiş olduğu bu kurak ortamın göstergeleridir.

“İnsanoğlu böyledir / Kendini birşey sanır / Kıl aldırmaz burnundan / Böbürlenir kabarır
Herkes bir yerde üstün / Kabul amenna peki..
Haydut yol çevirirken / Banker çek karalarken / Haspa saç taranırken / Despot kaş çatınırken…

Kimi soyunup büyür / Kimi giyinip büyür / İnsanoğlu böbürlü / Yaradılış ne denir”

Haldun Taner’in, Bertolt Brecht’in Epik Tiyatro anlayışı ile geleneksel Türk Tiyatrosunu harmanlayarak yaratığı bu eser, gülmece öğesini biraz fazlaca ve başlı başına güldürme amacıyla kullanımı sonucu “kahraman yaratma mitosu ve otoriteye bağımlılık” olan asıl temasını birazcık belirsizleştirmiş de olsa Türk tiyatrosunda epik oyun tarzının en güzel ve canlı örneğidir.

“Memur terfi düşünür / Amir prim sezinir / Doçent kürsü aranır / Fakir pis pis kaşınır
Herkes hesap peşinde / herkes hesap peşinde / herkes hesap peşinde”

oyun üzerine:

Türk Tiyatrosu adına bir kilometre taşı niteliği taşıyan Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı”, adlı oyunu epik tiyatronun da en güzel örneklerinden biridir. Oyunumuzda, toplumun kendine ille de bir kahraman yaratma ve ona tapınma ihtiyacı trajikomik bir açıdan ele alınmaktadır. Büyük kent ölçeğinde pek farkına varamadığımız bu olay, bir gecekondu ortamına aktarılınca bütün sivriliği ile belirmekte ve gülünçleşmektedir. Bu yadırgama üslubu içinde yapılan toplum eleştirisi ön plana çıkmaktadır.

Toplumların kahraman yaratma ihtiyacı tarihin her döneminde varolagelmiştir. 1960′larda ülkemiz gerçeklerine göre yazılan bu metnin, 1980′lere, hatta 2000′li yıllara geldiğimizde ne denli güncel olduğunu görmek bizim için maaledef trajik bir durumdur. Taner’in toplumumuzu ne kadar da doğru analiz ettiğini şu sözleri özetlemektedir:

“Bir düne bak
Bir bugüne
Hey gidi günler hey
Az gittik uz gittik
Bir de döndük baktık ki
Dostlar
Olduğumuz yerdeydik.”

Zaman ilerliyor, toplum yeni kahramanlarını yaratmaya devam ediyor…


Ne zaman konu toplumların kahraman yaratma isteği olsa aklıma Bertolt Brecht‘in Galileo Galilei adlı oyunundaki şu sahne gelir :

Galileo, Engizisyonda dünyanın yuvarlak olduğu iddiasından vazgeçmiştir ve ardından evine dönmüştür.Evde bekleyen öğrencisi (ki Galileo’nun fikrini sonuna kadar savunacağına, inkar etmeyeceğine inanmıştı) ile arasında şu diyalog geçer :

Öğrencisi : “Ne yazık o ülkeye ki kahramanları yoktur”
Galileo : “Ne yazık o ülkeye ki kahramanlara muhtaçtır”


Haldun taner'in ince espirilerini ve geniş tahlillerini oyun boyunca müşahade etmek gerçekten zevkli.oyunun ilk yazıldığı tarihten bu yana pek bir şey değişmemiş şeklinde bir yorum okumuştum geçen günlerde.gerçektende bu yorum doğruluk içeriyor.
oyun biraz klasik manada başlıyor , her zaman ki gibi başrol oyuncularımız genç bir kız ve bir kabadayı.oyun bu iki karakter içinden (özde sineklidağ'ın kürt, laz, türk ve çingenelere ev sahipliği yapması , aynı zamanda gecekondu mahallesi olma özelliğini taşıması) eleştirel bir "yurdumdan insan manzaraları" "ikonu" çıkartıyor.
her şeyden önce bunlar yapılırken sosyote ve siyasetçiler eleştirilirken , oyunun baş kahramanı keşanlı ali de ironik bir biçimde çok da iyi bir karakteri temsil etmiyor.mahallede mücadele ettiği 3 tane eşkiya'nın önüne muhtarlık seçimlerinde hile ile geçiyor ,bunun meşrulaştırması ise baş destekçilerinin birinin sözleri ile yapılıyor."dinsizin hakkından imansız gelir".
muhtar olunca keşanlı ali 3 eşkiyanın aldığı haraçları kaldırıyor ama yerine kendi haracını koyuyor.ırgatları , hizmetçileri bir merkeze bağlıyor.adea kendi diktasını kuruyor.sözle yapamadığını , tehditle yapıyor.sahnelerin birinde bu dikta "ağırlaştırılmış bürokrasi"den bir sahne ve rüşvet mevzusuna temasla şenleniyor.bu arada eklemek lazım.keşanlı ali her yönetici gibi "özel sektörü" koruyor.bu vergilerden "esnafı" ayrı tutuyor.ama eklemeden de edemiyor."onlardan da vergi alınacak ama onu ben belirleyeceğim.herkesten "poposuna" göre vergi alınacak".
diğer yandan mahallenin teyzesi rolündeki kişi "tuvaletçilik" ile para kazanıyor.onun da pek çok sahnede dile getirdiği "zengini fakiri hırlısı hırsızı , namuslusu namussuzu" helada birdir söylemi bence oyunun ana temelini oluşturuyor.ki bunun en büyük örneğini oyunun sonlarına doğru oyunun baş karakteri deli zilan'ın zengin evine hizmetçi olarak gitmesi ve oradaki "madame"dan kibarlık dersleri almasında görüyoruz.madame bu derslerden hemen önce küçük bir şarkı ile bize açık bir şekilde "zengin yapınca kibarlık , fakir yapınca ayılık" tabirini açıklıyor.aynı "mesajı" zengin erkek evlat rolü oynayan kişinin doktoru'nun da "fakir delirince tımarhanelik , zengin çıldırınca melankoli" sözlerinde bulmak mümkün.


siyasetçi-halk ilişkisi ise adeta "siyasetçilerin" tarihinin kısa bir dökümü yapılarak ortaya konulmuş.oy istemeye gelen "iktidar partisi" milletvekili ittihat terakki'den bu yana aslında ülkede tek yönetici olduğunu isimler değişse de "aynı siyasetçinin" farklı görünümlerle vatandaşı sömürdüğünü güzel ortaya koyuyor.seçim yaklaşıyor diye "gecekondu yıkım emrini" geri aldırtması da bununla birleşince "her zamanki muhabbet" diyesi geliyor insanın.aslında ne kadar alışmışız bu kepazeliklere...

Araştırma ve yorum
R.Sinan Akbaşak
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50 [Free Express Edition]
Copyright ©2001-2008 Web Wiz

Bu Sayfa 0,098 Saniyede Yüklendi.